Bir kitabı bitirirsin. Seni gerçekten etkilemiştir. Birkaç hafta geçer, biri sorar, nasıldı. Geriye kalan bulanık bir his ve bir iki cümledir. Altını çizdiğin o paragraf, kenara düştüğün o not, çoktan gitmiştir.
Bu bir zayıflık değil. İnsan hafızası böyle çalışır. Ama düzeltebileceğin bir şey. Ve çözümü daha çok çabalamak değil.
Neden okuduğumuz kitapları unutuyoruz?
Beyin, geri dönmediği ve kullanmadığı bilgiyi hızla eler. Alman psikolog Hermann Ebbinghaus 1885'te bunu deneylerle ölçtü. Ortaya çıkardığı eğriye bugün unutma eğrisi diyoruz ve hâlâ geçerli. Yeni öğrendiğin şeyin büyük kısmı, ona geri dönmezsen günler, hatta haftalar içinde kaybolur.
Okumada bunu hızlandıran iki şey var. Birincisi, okumak çoğu zaman sessiz ve edilgen bir iştir. Gözler satırların üstünden akar ama hiçbir şey yere sağlam basmaz. İkincisi, bir kitabın asıl değerli kısmı genelde birkaç cümleye sığar. Gerisi o cümlelerin etrafındaki bağlamdır. Kitabı kapattığında o birkaç cümleyi yüzlerce sayfanın içinden geri bulmanın bir yolu kalmaz.
Yani sorun kötü bir hafıza değil. Sorun, kaydın hiç tutulmamış olması.
Hatırlamak bir hafıza işi değil, bir kayıt işi
Kimse okuduğu her şeyi aklında tutamaz. Tutmaya çalışması da gerekmez. İyi okurların yaptığı şey daha basit. Onlar hatırlamaya uğraşmaz, kaydeder.
Bir cümle seni durdurduğunda onu o an bir yere alırsın. Aklında tutmaya çalışmazsın. Aklının dışında, güvendiğin bir yere bırakırsın. Böylece hafıza yükten kurtulur, sen okumaya devam edersin. Geri dönmek istediğinde iz orada durur.
Bu fikir yeni değil. Yüzyıllardır bir adı bile var.
Commonplace book, yüzyılların çözümü
Rönesans'tan bu yana okurlar commonplace book denen şeyi tutar. Kitaplardan çarpıcı alıntıların, fikirlerin ve gözlemlerin toplandığı kişisel bir defterdir. Filozof John Locke bu defterleri düzenlemek için bir indeksleme yöntemi geliştirdi ve 1686'da yayımladı. Bilgiyi sonradan bulunabilir kılmak o gün de bir meseleydi.
Mantığı bugün de aynı. Okuduğun kitap senin değildir ama ondan aldıkların senindir. Commonplace book o aldıklarını tek bir yerde biriktirir. Zamanla bu defter, okuduğun kitapların listesinden çok daha değerli bir şeye dönüşür. Kendi düşüncenin haritasına.
Tek sorun, kâğıt defterin pratikte zahmetli olması. Alıntıyı elle kopyalamak yavaştır. El yazısı kenar notların kitapta kalır. On yıl sonra, şu cümle hangi kitaptaydı diye aramanın da hiçbir yolu yoktur.
Dijital çağda alıntı saklamanın pratik yolu
İyi bir okuma kayıt alışkanlığının üç temel özelliği var.
Hızlı olmalı. Alıntıyı kaydetmek okumayı bölüyor ve uğraştırıyorsa, bir süre sonra yapmayı bırakırsın. Kayıt, okumanın akışını kesmeyecek kadar kolay olmalı. En iyisi birkaç saniye sürmesidir.
Bağlamı korumalı. Çıplak bir cümle aylar sonra anlamını yitirir. Hangi kitaptan ve hangi sayfadan geldiği, o an aklından geçen not, alıntının kendisi kadar değerlidir.
Aranabilir olmalı. Bir kaydın tek amacı, ona geri dönebilmektir. Yarım yıl sonra yarım hatırladığın bir cümleyi tek bir aramayla bulamıyorsan, kayıt işini görmemiş demektir.
Pratikte bu, kitabın yanında bir alet bulundurmak demek. Çoğumuz için o alet zaten cebimizde. Telefon. Bir sayfayı fotoğraflamak onu elle kopyalamaktan çok daha hızlıdır. Üstelik fotoğraf, altını çizdiğin yeri ve kenar notunu olduğu gibi korur.
PALIMPS bu alışkanlığı nasıl kolaylaştırır?
PALIMPS tam olarak bu üç özelliği bir araya getirmek için yapıldı. Bir sayfayı fotoğraflarsın. Yapay zeka alıntıyı, altını çizdiğin yeri ve el yazısı kenar notunu ayrı ayrı okur. Her sayfa, kendi kısa özeti ve etiketleriyle bir an olarak kaydedilir. Kitap başlığı, yazar, alıntı, not. Hepsinde tek bir aramayla gezinirsin.
Reklam yok. Okuma hafızan senindir, istediğin an PDF olarak dışa aktarabilirsin. Kısacası, yüzyıllık commonplace book fikrinin okumayı bölmeyen bir hâli.
Çünkü asıl mesele daha çok kitap okumak değil. Okuduğun kitapların sende kalması.